Fehmi Koru: Aziz Kocaoğlu'nun tavrı CHP için fırsata dönüşebilir
“Ben seni aday yaptım, git çalış” denilerek seçim sürecinin başlatıldığı pek görülmez demokratik ülkelerde"

Fehmi Koru*

Ülkemizin en değerli kentlerinden birinin 15 yıldır belediye başkanlığı koltuğunda oturan yöneticisi, “Benden bu kadar, yerimi daha genç bir arkadaşa bırakıyorum” açıklamasını da yaptığı halde, partisinin aday göstereceği kişi/lere itirazını neden “Ben de adayım” tepkisiyle dışa vurur?

İzmir’in CHP’li belediye başkanı Aziz Kocaoğlu adayın adının partisi tarafından açıklanmasına az kala tam da bunu yaptı.

Tepkisi iyi niyet ürünü olabilir: Son yıllarda her seçimde CHP’nin kazandığı ilde gösterilmesi düşünülen adayın seçilme şansı bulunmadığını fark ettiği için tepki vermiştir sözgelimi…

Ya da, aday gösterilecek kişinin seçilmeyi başarsa bile kente hizmet etmede zaaflar yaşatacağını ve bunun da partisine zarar verebileceğini düşünüyor da olabilir…

Partisine seçim veya itibar kaybettirmemek güdüsüyle verilen bir tepki olabilir Aziz Kocaoğlu‘nun tavrı…

Tabii akla gelmeyen çok daha farklı bir sebebi de olabilir tepkisinin…

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun tepkiye şaşırdığı anlaşılıyor.

Tepkiye aldırmasa ve aday göstermeyi düşündüğü kişide ısrarcı olsa bir türlü: Ya kazanamazsa? Ya kazansa da başarısız olursa?

Kocaoğlu‘nu yeniden aday gösterse başka türlü: Düşündüğünü hayata geçiremeyen bir lider konumuna düşmesi Kılıçdaroğlu‘nu partisini yönetmede zorluklarla karşı karşıya bile getirebilir.

Zor bir durum sizin anlayacağınız.

Kentli olmayan belediye başkan adayları var

Siyasette böyle iki tarafı pis bir durumla karşılaşmanın da bir sebebi var tabii: Bizde seçimlerde kimin aday gösterileceği partilerde az sayıda kişiler tarafından belirleniyor. Son kararı tek kişi -partinin lideri- veriyor. CHP’de Kılıçdaroğlu “İzmir’de adayımız şu” da diyebilir, “Bu” da… Onun ismini telaffuz ettiği kişi ‘partisinin adayı’ olarak İzmirli’nin önüne çıkacaktır.

Durum CHP’de böyle de diğer partilerde çok mu farklı? AK Parti İzmir dahil pek çok kentte o kentin sakini olmayan kişileri aday gösterebildi. Kentte hiç yaşamadığı için insanlarını ve karşılaştıkları sorunları bilmeyen birinin belediye başkanı adayı gösterilmesinin düşünülmesi bile bana garip geliyor.

Nitekim, AK Parti tarafından İzmir’de aday gösterilmiş eski bir bakan olan siyaset adamı, herhalde durumunun garipliğinin kendisi de farkında olarak, hemen her gün İzmir güzellemesi ile İzmirliler’in karşısına çıkma ihtiyacı hissediyor.

Tek adam sistemleriyle bugünkünden daha iyi bir tablonun ortaya çıkması beklenemez.

Ön-seçim kalktı, böyle oldu

Oysa seçimler demokrasiler açısından en önemli süreçtir. Siyasetin nabzının sürekli atabilmesini sağlayacak unsurdur seçimler. Siyasete ülkesine veya kentine/beldesine hizmet için girmiş olan kişiler, bulundukları yerlerde kendilerini siyasi yol arkadaşlarına beğendirerek ilerleyebileceklerini düşünerek tavır alırlar.

Seçimden önce ön-seçim mekanizmaları çalıştırılarak her görev için adaylar belirlenir.

“Ben seni aday yaptım, git çalış” denilerek seçim sürecinin başlatıldığı pek görülmez demokratik ülkelerde.

Genellikle “Git, kendini sevdir, adaylığı kazan da gel” denilir.

Her kademe için ön-seçim yapılması esastır. Partinin kayıtlı üyelerinin o beldedeki tamamı veya onların belirlediği daha az sayıdaki delegeler her ilden her kademe için kimlerin uygun olacağına karar verir ön-seçimlerde.

Yalnız milletvekili veya belediye başkanları belirlerken değil, belediye meclislerine üyelerin kim olacağına da kararı partililer verir.

Daha doğrusu verirdi.

Babam 1960 sonrasında kurulan Adalet Partisi’nden, yakın zamana kadar varlığını sürdürmüş Vilayet Meclisi’nde, birkaç dönem İzmir’de üyelik yapmıştı. Her seçim zamanı yaşadığı gerilimli heyecanı ve o heyecanı daha az yaşaması için dönem boyunca sürdürdüğü hizmet aşkını yakından müşahede ederdik.

Aynı heyecanı daha yoğun biçimde milletvekilleri de yaşardı o dönemde.

İlk askeri müdahalenin de bozamadığı ön-seçimli siyaset düzeni, 1980 askeri darbesinden sonra yeniden siyasi hayata geçildiğinde farklı bir zemine oturtuldu. Önce ANAP’ta sonraları diğer partilerde aday belirlemede son sözü genel merkezler -daha çok da parti liderleri- söylemeye başladı.

Ön-seçimin yerini ‘temayül yoklaması’ veya ‘anketler’ aldı.

Heyecanlı gerilimle bulunduğu yerdeki insanları kendisinin uygun aday olduğuna ikna etme yöntemi kalktı, aday adayları hep yukarıya bakmaya başladılar.

İyi mi oldu?

Bu soruya cevap vermek zor. Partiler ve lider kademesi için iyi olmuş olabilir, ama demokratik gelenek açısından iyi olmadığı ortada.

Denge ve denetleme yalnız ülke geneli için gerekmiyor, en ücra köşelere kadar siyasette de aranması gereken özelliklerdir denge ve denetleme mekanizmaları… Ön-seçimin işlememesi yüzünden taban siyaseti çalışmıyor ve bunun etkisi ülke genelinde de hissediliyor.

CHP için bir sorun haline geldiği anlaşılan İzmir’de yaşanan kimin aday olacağı konusu, aslında en akıllıca kararın yerel düzeyde alınmasının yolu açılarak çözülebilir.

Kentini kimin yönetmesinin daha uygun olacağına o kentin insanları, parti adına kimin aday gösterileceğine de o kentte yaşayan partililer karar vermelidir.

Aziz Kocaoğlu‘nun tavrı CHP’ye bu fırsatı sağlıyor.


ff*Bu yazı fehmikoru.com'dan alınmıştır.


Etiketler

İLGİLİ HABERLER


Müzik Dinle kamera kilama film ekipman kilama Haber Güncel Haber Spor Saç Ekimi hair transplant Prp Kaş Ekimi Spor haberleri Çikolata Maskesi Kurumsal Yazılım