Barış Sürecinin Muhatabı Cumhuriyet Halk Partisi'dir

Oğuz POLAT


Tüm Yazıları

Facebook Twitter Google Pinterest

Ulusça tahammülümüzün sınandığı günlerden geçiyoruz. Hemen her güne büyük acılarla uyanıyoruz, duyarlılığı yüksek olanlarımız uyuyamıyoruz bile. Bir akıl tutulmasından sıklıkla söz eder olduk. Bu akıl tutulmasının taraflarına bir göz atmak istiyorum.

Üç kitle imha silahı Diyarbakır, Suruç ve Ankara’da devreye sokuldu. Bu katliamların hedef kitlesi aynıydı: Kürt kökenli ve barış duyarlılığı olan, siyaseten örgütlü insanlar. 

Yine bu katliamların zamanlaması manidardı: Ülkenin seçime gittiği günler.

Öyleyse bu verilerden yola çıkalım mı?

Patlayan bombalar seçimi manipüle etmek istiyor.

Seçilen kitle itibariyle Kürt kökenli ve ülke de barış isteyenlerin oyunu hedefliyor.

Bu oya talip iki odağı işaret ediyor AKP ve HDP

AKP’nin sözcüleri 400 milletvekili talepleri ile sanık koltuğunda.

HDP ise 1980’den bu yana 30,000 insanın ölümüne sebep olmuş bir kanlı geçmişten geliyor.

Ankara katliamından bir gün önce Rize’de iktidar yanlısı bir mitingde “oluk oluk kan akacak” deniyor. Aynı gün PKK rutin “eylemsizlik” kararını açıklıyor.

Odak kim olursa olsun, devletin dahli ve en azından ihmali görülüyor.

 

Yukarıda saydığımız 7 madde yorum içermiyor. Durumun fotoğrafını çekiyor.

AKP 7 haziran seçimlerinde en büyük oyu Kürt kökenli seçmenini kaybederek yaşadı. Bunu “Kürdü” döverek geri almaya kalkıştığı söylenebilir. Fakat yeni analizler böyle göstermiyor. Akan kanın söz konusu çevreleri AKP’den uzaklaştırdığını görüyoruz. Daha da ileri giderek AKP karşıtı bloğu büyüttüğünü ve moda deyimle “konsolide” ettiğini izliyoruz.

O zaman 3 maddeye daha ihtiyacımız var.

Bu bombaları…

AKP’nin erimesini isteyen Gladio, Ergenekon, Derin devlet patlatıyor.

HDP’nin siyasal tabanını genişletmek isteyen PKK türevi örgütler devrededir.

AKP kendi MİT ve polis örgütlenmesi ve IŞID desteği ile kan akıtıyor.

 

Akıl yürütmeye devam edelim…

Rusya Suriye ve Irak’ta IŞID’ı    kovacağa benziyor. 

Bu iradenin ABD ve İSRAİL iradesinden bağımsız olduğu kanaatinde değilim. Sonuç olarak IŞIDI’ı icad eden odakların satrancı oynamaya devam ettiğini düşünenlerdenim. Suriye ve Irak’ta IŞID neyi başardı? Dikkat ettiyseniz Rusya “Suriye ve Irak’ta Esad ve Kürtler hariç herkesi temizleyeceğiz” dedi.

Bir önceki planda IŞID’ın korku ve şiddetle boşalttığı alanları Kürtler kontrol etmeye başlamış, “Biji Serok Obama” demişlerdi. ABD’ye sempati duyan bu oluşuma Rusya’nın da müttefik gözüyle bakması dikkatlerden kaçmasın…

Bombaların islamcı terör örgütlerine mensup intihar bombacıları tarafından patlatılması, bu ilk bakışta IŞID’ın Suriye ve Irak’ta biten görevinin Türkiye’de devam ettiğini akla getiriyor.

Bu noktada Suriye, Irak’la Türkiye’nin bazı toplumsal ve yönetsel farklılıkları ortaya çıkıyor.

Türkiye’de oralarda uyguladıklarını uygulamaları olanaklı değil. Başka bir yönteme ihtiyaç var.

Bu kadar analiz yeter bu analizlerin her bir başlığını derinleştirmek başka yazıların konusu olsun.

Biz iddaamızı koyalım.

BOP denilen plan belli unsurlarıyla sürdürülmek istenmektedir. Hala masadadır. Bir tarafıyla BOP Suriye, Irak, İran ve Türkiye’nin bağlaşık sınırlarında bir “Kürdistan” planlamaktadır. Suriye ve Irak yapısı gereği buna direnememiştir. IŞID bu süreci fiziki hale dönüştürmüştür. Türkiye bu sürece tanımını yapmaya gerek duymayacağımız bir siyasi ortamda yakalanmıştır. Bu ortama da sürüklenmiştir. Planın fiziki ayağı yürürlüğe girmiştir. 

Daha da ilginç bulacağınız bir iddaamız var. BOP’un yukarıda çok bilinen planında AKP-HDP-PKK-IŞID aynı kulvardadır. AKP-IŞID direk bir Amerikan projesidir. HDP-PKK’nın bağımsız bir Kürdistan isteğinde de beis yoktur. Derin devletin Amerikan yönetiminde olan kanadı da buna lojistik atmaktadır. Bu iddaamızı daha uzunca süre tartışmak üzere yine bir başka yazımızın konusu yapalım.

 

NEDEN MUHATAP CUMHURİYET HALK PARTİSİ

Türkiye bölünmek isteniyor…

Kimler tarafından?

Cumhuriyetin kurucu iradesine ve “Laik devlet” noktasına “deccal ve dinsiz devlet” söylemiyle itirazı olan İslamcı ve Osmanlıcılar.

Yürürlükteki 1982 Anayasa'nın 66. maddesine göre, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür." Tanıma itirazı olan kürtçüler.

Bu iki unsurun ve artık devletler olarak değil Şirketler olarak siyaset sahnesindeki Emperyal güçler onların yönetimindeki gizli servisler, devlet yapılanmaları.

 

Öyleyse sormak istiyorum, 

1. Ve 2. Madde de tanımını yaptığımız unsurların; 3. Maddede tanımladıklımızdan güç alarak, yaptıkları veya yapacakları düşünülen “Barış sürecinin” 

Emperyalizme Karşı yapılan ve mazlum milletlere örnek, giderek cesaret veren kurtuluş savaşını yapmış bir ulusun varlığına, birliğine kast etmeyeceğini söyleyebilir miyiz? Kurulduğu günden bu yana Türkiye’ye düşman bu unsurlardan biri “kendinden saymadıklarını” diğer “kendinin sananlara” teslim etmeye hazırlanmaktadır.

Bu tarihsel kökleriyle böyle olmakla beraber, AKP siyaseti çok fazla siyasi sermayesi kalmadığı için kendisine tabak içinde sunulmuş “İmralı Tutsağı”yla süreci ve kendisine yakın döneme kadar “umut bağlamışları” iç siyasi kazanımlarına kurban etmiştir. Amaç “bir tutam otla keçiyi yardan atlatmak”dır.

Böylece KÜRD’ün 1923 doğumlu Cumhuriyet’ten hakkı olan herşeyin gerçek manada tarafı Cumhuriyetin kurucu iradesinin sahibi CUMHURİYET HALK PARTİSİ’dir.

Kuva-i Milliye olarak Türk’ün ve Kürd’ün diğer etnisitelerle devletleşmiş iradesinin bir sonucu olarak “Türkiye devleti” aygıtının halkına barış, kardeşlik refah, gönenç, aydınlık getirmesi gerekirken, neden kan, gözyaşı, yoksulluk ve çağdışılık getirdiğine bakmak gereği vardır.

İşte tam bu noktada iki siyasal örgüte ne yapmak düşer? 

Bunu 1 kasım seçimlerinin ortaya çıkaracağı yeni siyasi iradenin ışığında bir başka yazının konusu yapalım mı?

Levent Kırca’nın anısıyla bitirmek istiyorum.

Atatürk’le kalın..

Cumhuriyet’le kalın... 

Hoşça kalın..


YAZARIN DİĞER YAZILARI


OKUNAN BAŞLIKLAR